Bahar yağmurunda biriken öyküler…

Bahar yağmurunda biriken öyküler…

Zeynep Cemali Öykü Yarışması’nın 2012 yılında, yedinci sınıftayken yazdığı “hoşgörü” temalı öyküsüyle ikincilik ödülü alan ve edebiyat verimini yarışma sonrasında da sürdüren Bilge Arslan, artık onuncu sınıf öğrencisi. Keçi, genç öykücüyle, yarışmadan okuma deneyimine dek pek çok konuda söyleşti.

Söyleşi: Halil Türkden

Yarışmadan nasıl haberin oldu, takip ediyor muydun?

Ortaokulum bu konuda çok iyiydi. Katılımımız için yarışma ve etkinlik duyuruları etkin bir biçimde yapılıyordu. Bu yarışmanın da afişinin duvarlara asıldığını ve öğretmenimizin derste sözünü ettiğini hatırlıyorum.

Neden katıldın böyle bir yarışmaya? Ne vardı kafanda?

Zaten bir şeyler yazıyordum ama yarışma beni daha iyi motive etti. Hem yazdıklarımı sadece kendim okuduğumda, kimseyle paylaşmadığımda iyi hissetmemeye başlamıştım. Yazdıklarım birileriyle paylaşıldığında daha değerli olabilirdi. Kendime hapsettiğim düşünceleri kimse okumadığında bunlar hiç kimseyi değiştirmezdi, bir işe yaramazdı diye düşündüm. Yarışmaya katılmadaki öncelikli amacım, yazdıklarımın kıyıda köşede kalmaması ve birileri tarafından okunmasıydı.

“Sessizliğin Ressamı” adlı öykünle katıldığın yıl, tema hoşgörüydü…

Hoşgörü, üzerine çok düşündüğüm bir konuydu. Düşünürken bir yandan etrafımı gözlemlemem gerektiğini fark ettim. Bir yandan hoşgörü kavramını bağdaştırabileceğim isimler okumaya da çalıştım, Mevlâna gibi… Ama ilginçtir ki, bu karşılaşma bir gazete haberiyle oldu.

Neydi o gazete haberi?

Haberde Afrika’da bir kabilede doğan Katanta adlı bir çocuktan söz ediliyordu. Katanta, kabilenin kendi dilini konuşmayan bir çocukmuş. Bu başlarda bana çok ilginç gelen bir haberdi, beni çok düşündürdü. Çocuğun psikolojisini ve nasıl bir çocukluk yaşadığını düşünürken de doğal olarak yarışmanın temasıyla bağlantısını kafamda kurdum.

Öykü yazma sürecin nasıldı; sana etki eden şeyler oldu mu?

Bir şeyler yazarken, öncesinde okuduğum kitapların dilinden ya da konusundan mutlaka etkilenirim. O zamanlar da okuduğum bir kitaptan etkilendiğimi hatırlıyorum. Ama sonrasında da kendime kızıyorum. Her okuduğum kitap, yazdığım yazıya üslup olarak yansıyor ve bunu açıkça hissediyorum.

Öyküde bir yerde tıkandığımı da hatırlıyorum. Sınav zamanları ya da kitap okumak istediğimde evimizin balkonuna kaçardım hep. Öyküyü de balkonda yazmak için oturduğumda, bir bahar yağmuru başladı. Çok etkilemişti beni. Tıkandığım noktada, bahar yağmuru imdadıma yetişti ve öykümde bahar yağmuru da yerini aldı.

Öğretmenim öykünün sonunun daha farklı, daha ilginç bitebileceğini söylemişti. Ama ben öğretmenimin bu notuna rağmen öykünün sonunu değiştiremedim. İlla her öykünün sonu, şaşırtıcı olacak diye bir şey yok.

Zeynep Cemali Öykü Yarışması’na katılacak 6, 7 ve 8. sınıftaki öğrenci arkadaşlarına önerilerin neler?

Herkesin yazma yolu farklı. Ben gün içinde gördüğüm bir olay ya da olaylardan yola çıkarak, iyi gözlem yaparak, dikkatimi çeken şeyleri not alarak, üzerine bir şeyler ekleyerek yazarım. Yazmayı kafaya koyanların çevresinde olan biteni iyi gözlemlemesi gerektiğini düşünüyorum.

Kitap okumayı önermek çok klişe bir cevap olabilir, ama ben kitap okumadığım zaman, kendimi yazmak için çok boş hissediyorum. Okuduktan sonra, yazmak için daha rahat olabiliyor insan.

Yarışma öncesi yazmakla ilişkin…

Daha çok Türkçe dersinde öğretmenimizle birlikte kompozisyonlar yazıyordum. Ama her ne kadar not için yapılan bir iş olursa olsun, yine de yazmanın tadını ve keyfini alıyordum.

Sonrasında yazmaya devam ettin mi?

Evet, devam ediyorum. Öykünün yanı sıra düşünce yazıları, denemeler de yazıyorum.

Sen farklı türlerden söz etmişken, neler okuduğunu merak ettim…

Roman okumayı, ama öykü yazmayı seven biriyim. Daha roman yazamıyorum, ondandır belki de. Okuduğum kitaplarda yerli eserleri daha çok tercih ediyorum, çünkü şu an çevirinin iyi olup olmadığını anlayacak seviyede değilim. Felsefe kitapları da favorilerimdendir. Sokrates’in Savunması ’nı okuduğumda çok sevmiştim.

Sana kitap öneren, öneride bulunan birileri var mı?

Öğretmenlerimiz sınavda çıkacak kitapları seçiyorlar ve sınavda çıkacağı için okuyoruz mecburen. Ama şanslıyız ki, iyi kitaplar seçiyorlar ve ben çok severek okuyorum onları. Sokrates’in Savunması onlardan biri, Saatleri Ayarlama Enstitüsü diğeri… Bunlar dışında kitaplarımı kendim seçerim. Zaten öğretmenlerimiz sınavda çıkacak kitaplar dışında müdahale etmiyorlar, ailem de öyle.

Lise seviyesinde iyi bir edebiyat okuru ve öykü yarışması ödüllüsü olarak, Keçi aracılığıyla özellikle eğitimcilere bir mesajın var mı?

Sorgulayıcı bir eğitim almak çok önemli. Öğretmenlerin, bir kitabı okutturduktan sonra, herkesin fikrini söyleyebileceği, serbest bir ortam oluşturmaları gerekiyor. Kitabın genel çerçevesi değil, kitabın içindeki karakter, mekân ya da olaylar tartışılabilir; bu tartışmalar başka konuları açabilir. Ayrıca, bir edebiyat kitabını sınav için okumak rahatsız ediyor. Bir romanı okurken, onun hakkında soru cevaplayacağımı bilmek çok kötü bir his, ders kitabından farkı kalmıyor o kitabın.

Comments are closed.