Çan sesini duyma sorumluluğu

Çan sesini duyma sorumluluğu

Duygu-düşünce etkileşiminin besleyicisi sanattır, edebiyattır. Eğitim, yazınsal anlamda, belli bir beğeni düzeyi yaratarak, insanı insanla kaynaştırmanın da aracı sayılabilir. Eğitim kurumlarının, yetkin kişilerin öncülüğünde bilimsel, sanatsal alanlarda araştırmaya dayalı bilgiler vererek seminerler düzenlemesi temel görevlerinden biridir. Sorunsal konuların seminerlerde tartışmaya açılması, gerçeğe varmada en etkili yöntemlerden biridir. Günışığı Kitaplığı’nın, eğitimsel birikimleri etkili kılmak amacıyla düzenlediği Eğitimde Edebiyat Seminerleri’nde, ana konu olarak “eğitimde edebiyat”ı tartışmaya açmasını; son yıllarda her uygulamayla eğitimin biraz daha örselendiği bir ortamda, özellikle zamanlama açısından anlamlı buluyorum.

Başından beri katıldığım bu seminerlerden birinde “edebiyatın öğretici yanı” üzerinde durulurken; edebiyatla öğretme amacı güdülmediğini; buna karşın edebiyatın öğrettiğini, diğer alanların öğretemediğini savunduğumu anımsıyorum. Bu vesileyle, “eğitimde edebiyat” gündeme gelmişken, bir ölçüde de olsa bu görüşümü açmak istiyorum.

Ernest Hemingway’in Çanlar Kimin İçin Çalıyor adlı romanını okumak için elinize aldığınızda, John Donne’ın Çanlar Kimin İçin Çalıyor başlıklı şiiriyle karşılaşırsınız: 

Hiç kimse bir ada değildir,
ne de bütünüyle kendisi.
Her insan kıtanın bir parçasıdır.
Gövdenin bir bölümü; bir toprak
parçası deniz tarafından alıp
götürülse, Avrupa azalır.
Tıpkı haritadaki burun gibi, tıpkı
senin veya bir arkadaşının
sahip olduğu mülk gibi, bir
insanın ölümü de beni azaltır.
Çünkü ben insanlığın kendisinde
içeriğim.
Öyleyse asla haber gönderip
sordurma çanlar kimin
için çalıyor diye,
Çanlar senin için çalıyor.

Edebiyat, eğitimsel bağlamda insanlararasında etkileşimi de sağlıyor. Öyleolmakla birlikte, edebiyatın temel işlevi, kişinin algılama yeteneğini geliştirerek, onda belli bir beğeni düzeyi yaratmaktır. Hemingway’in, Donne’dan etkilenerek Çanlar Kimin İçin Çalıyor adını verdiği romanının ana konusu İspanya İç Savaşı’dır. Ne var ki, o roman, okunup bitirildikten sonra, belleğe savaş bilgileri yerleştirmez; ama yaşadıkça Pilar Ana’nın çektiği çileleri, aynanın karşısında saçları dipten kesilen genç Maria’nın çektiği acıları yüreğinizde duyarsınız. Tolstoy’un Savaş ve Barış ’ı, Victor Hugo’nunSefiller ’i de vicdanı sarsan izleriyle yerleşecektir, algılamalarınızın iç evreninde…

Görüldüğü gibi Donne’ın, şiirindeki çan kavramı, okuyanda bir bilinçlenme algısı yaratıyor. Şiir bu yönüyle, insanlığın yaşadığı bütünleştirici öğelere çağrı algılaması uyandırıyor. İnsandaki bütünlük duygusu, bu aşamada kimsenin bir ada olmadığı, kıtanın bir parçası olduğu yaklaşımıyla somutlaşıyor. Şair bunu, kişinin, “gövdenin bir bölümü” olduğuna değinerek belirgin kılıyor. “Bir toprak parçası deniz tarafından alıp götürülse, Avrupa azalır,” dizesiyle, dar çevreyi alabildiğine genişleterek konuyu evrenselleştiriyor. Bu genişleme sonunda, “Bir insanın ölümü de beni azaltır,/ Çünkü ben insanlığın kendisinde içeriğim,” dizeleriyle, insanı kendi benliğiyle baş başa bırakıyor. Birey bu aşamada, artık çanların kimin için çaldığını sormayacaktır. Çünkü çan onun içinde, benliğinin bir parçasıdır. Bütünün parçası olmak, kişiye çanın sesini duyma sorumluluğunu da anımsatmış oluyor.

Edebiyatın, okunanı iyi kavramada, güzelliklerin ayrımına varmada da etkili olduğunu yinelemeye gerek yok. Elbette iyi bir edebiyat eğitimi, kişiye okuma alışkanlığı kazandıracaktır. Toplumun giderek duyarlık körleşmesine uğradığı, algılama duyarsızlığı yaşadığı bir dönemde, Günışığı Kitaplığı’nın gelenekselleştirdiği seminerlerini “eğitimde edebiyat”a ayırmasının artalanında, önemli bir boşluğu duyumsatma düşüncesi yattığı kanısındayım. Bunda, ortalığı roman adı altında sıradan anlatıların, özellikle çocuk edebiyatında içerikçe olduğu kadar dilsel yönden de yazınsal düzeyi düşük kitapların doldurmasının etkisi de sezilmiyor değil. Ayrıca, Günışığı Kitaplığı seminerleri, eğitim kurumlarının savsakladığı bir alanı açma anlamı da taşıyor. Daha çok da, etkinlikler konusunda yetkililerin tutumlarına karşı uygarca bir tepki olarak da algılanabilir.

Comments are closed.