Yayıncılığımızın 2016 başlıkları

Yayıncılığımızın 2016 başlıkları

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı, yayıncı, eleştirmen, şair Metin Celâl Zeynioğlu, yayıncılığımızın bugününü belirleyen önemli güncel başlıkların yanı sıra ekonomik, teknolojik ve yasal gelişmeleri değerlendirdi.

Yazarlar, çevirmenler, tasarımcılar ve yayıncılar olarak çok zorlu ve yoğun bir dönemden geçiyoruz. OHAL (Olağanüstü Hal) koşullarının yarattığı hava, tüm ülkede olduğu gibi, yayın dünyasının emekçileri için de farklı ve başka bir etki yaratıyor.

OHAL’in ikinci Kanun Hükmünde Kararnamesi ile birlikte, 29 yayınevi kapatıldı. Elbette, bu darbenin maddi ve manevi destekçileri olmuştur, belki de bu yayınevleri töhmet altındadır. Bir şirketin yöneticileri suç işleyebilir, ama şirket suç işlemez. Suçun şahsiliği ilkesi, hukukun temel kavramlarındandır. Sadece yayınevleri değil, gazeteler, televizyon kanalları, radyolar kapatıldı ve kapatmalar devam ediyor. Sadece darbeyi destekleyenler değil, muhalif konumda olan herkes kararnamelerden nasipleniyor.

Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın isimlerinde simgeleşti ama, yazdıkları, yayınladıkları, çevirdikleri, yayın danışmanlıkları nedeniyle 100’den fazla yazar, gazeteci, tutuklandı. Birçoğu yazarımız, çevirmenimiz olan binlerce akademisyen, eğitimci işlerinden atıldı ya da haklarında davalar açıldı. Bu ortamda nasıl yayıncılık yapabiliriz ki? Siyasi ortam, yayıncılık ortamını doğrudan etkiliyor. Bu etki, gündelik hayatın dışında da pratikte de çalışmalarımızda da sürüyor. Dolayısıyla, yayıncılığımızın 2016 başlıkları dediğimiz zaman, gündemin birinci konusu, yayınlama özgürlüğü oluyor.

Eğitim kitaplarının egemenliği

Bu durumun, yayıncılık sektörü rakamlarını nasıl etkilediğine bakalım: Okurun gündeme yoğunlaşmasının, kitaptan uzaklaşmasına ya da kitapla ilgisini kesmesine yol açacağı tahmin edilse de pek de öyle olmadı. Bandrol verileri; 2015 yılında 384 milyon adet kitap üretildiğini, bunun %54’ünün “eğitim” başlığı altında, ders kitabı olduğunu gösteriyor. Dünyadaki yayıncılık verilerine bakıldığında da eğitim kitaplarının bu büyüklükte olduğunu görüyoruz. Ancak Türkiye’de küçük olan ve hep öyle kalan “yetişkin kurgu” kitaplarıyla her ne kadar geliştiğini düşünsek de “çocuk ve gençlik” kitapları.

2016 verileriyse, ilk 10 ayın üretim tablosunda “eğitim” kitaplarının %58’e yükseldiğine işaret ediyor. Eylül ayına kadar ders kitaplarının üretildiğini ve Ekim-Kasım aylarından itibaren “kültür” kitaplarının da üretilmeye başlandığını göz önünde bulundurursak, 2015’e göre büyük bir fark görünmüyor.

Yayınlama özgürlüğündeki güç koşullara rağmen, yayıncılığımızdaki üretim sürekli artıyor. 2011 yılında 289 milyon kitap için bandrol alındığı gözlenirken, 2015’te bu rakam 384 milyon adet kitaba vardı. Bu durumda, Türkiye’deki yayıncılık sektörü dünyada 11. konuma geliyor. Almanya’nın 35. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’na konukluğu için yaptığım araştırma şunu gösteriyor: Almanya, 2015 yılında 77 bin yeni başlık üreten, dünyanın 3.
büyük yayıncılık endüstrisi konumunda. Türkiye’de ise aynı yıl 56 bin yeni başlık üretildi. Rakamlar çok da geride olmadığımızı gösteriyor. 2016 ISBN (başlık sayısı) verilerinde de, %10’luk bir büyüme kaydedeceğimizi tahmin ediyorum.

“Yayıncı” devlet

Ancak bizdeki sıkıntı çok başka. Almanya’daki ürün çeşitliliği, eğitim yayıncılığı temelinde gelişse de, bizde devlet, eğitim yayıncılığını kontrol eden, yöneten, kitapları satır satır yazan ve yazdıran, noktasına virgülüne kadar kontrol eden, özetle %40’ını kendisi üreten durumda. Dolayısıyla, eğitim yayıncılığında biriken sermaye ve deneyim, kültür yayıncılığına, özellikle de çocuk ve gençlik kitaplarına aktarılamıyor.

Yayıncılığımızın 2016 yılında 29 yayınevinin kapatılmasıyla yetinilmedi, onların ürettiği bütün ders kitapları da imha edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı halk kütüphanelerinde bu yayınevlerinin ürettiği tüm kitaplar raflardan indirildi, imha edildi gibi söylentiler de var. Okul ve sınıf kütüphanelerinde de durum aynı. Bu operasyonlar, doğal olarak kitabevlerini de etkiledi.

Bunların dışında, önceki Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, bir kültür paketi açıklamışlardı. “Kültür politikası yoktur,” denilen Türkiye açısından oldukça ilginçti, teşvikler de vardı. Şirketlerde yöneticiler değiştiğinde, projeler hemen kadük olur; maalesef devlette de öyle. Başbakan ve Bakan’ın görevinin sonlanması, bu paketin de rafa kaldırılmasına neden oldu.

Üretilen kitap ne kadar okunuyor?

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) da gündemimizdeki konulardan. Sırf yayıncılar için değil, tüm kültür dünyası açısından önemli bir konu. Özellikle e – kitap teknolojisiyle birlikte, dijital ortamda korsanlık, hak ihlalleri, bilinçsiz çoğaltmalar çığ gibi büyüyor. Yaklaşık dört yıldır, yayıncılık sektörü temsilcileri olarak bakanlıkla kanun tasarısı üzerinde çalıştık, yasa iki kez yenilendi. Ama halen görüyoruz ki, dijital ortamda hak ihlalleri giderek artıyor.

Üretilen kitapların sayısı incelendiğinde, geçen yıl kişi başına yedi kitap düşmüş. Bu noktada haklı bir eleştiri var: Kitaplar üretiliyor, ama acaba okunuyor mu? Ne kadarı satın alınıyor? Sektörel veri değerlendirmesi yapmak için, araştırma firması Nielsen ile çalışmalarımız sürüyor. Bir yanda okur bazında; hangi kitabın, kaç adet satıldığını ölçebilmeyi; diğer yanda, kitabevlerine konulan bilgisayarlar vasıtasıyla, hangi kitabın, hangi kitapçıda, kaç adet bulunduğunu anlık, haftalık ve aylık verilerle takip edebilmeyi amaçlıyoruz.

2016 yılında yapılan çalışmalardan biri de Türkiye Kitabevi Envanteri oldu. Türkiye’nin neresinde, kaç kitapçı olduğunu, adresini, iletişim bilgilerini ve daha pek çok gerekli bilgiyi çıkardık. Portal üzerinden üyelerimizin kullanımına sunuyoruz.

Mesleğimiz Yayıncılık

Şimdi yeni bir Avrupa Birliği projesi yürütüyoruz. 1-2 Ekim 2016’da “Mesleğimiz Yayıncılık Projesi” kapsamında yayıncı dostlarımız Şile’de bir araya geldiler ve çalıştılar. Bir yayınevinin örgüt şeması ne olmalı, yayınevlerinde kimler çalışabilir, yayıncılığın meslekleri nelerdir? Bu soruların cevaplarını bulmaya ve tek tek tanımlamaya çalışıyoruz.

Proje sonunda, hem yayınevlerinin ideal yayın şemasını çıkarmış olacağız, hem de Mesleki Yeterlilik Kurumu’yla birlikte, mesleki tanımlamaların resmiyet kazanmasını sağlayacağız. Böylece, resmi yayıncılık sertifikası verilebilecek ve işe alımlarda sertifika sorulabilecek. Sertifika sahibi birinin de Avrupa Birliği ülkelerindeki iş arayışında geçerli bir belgesi olacak. Projenin aşamalarını meslegimizyayincilik.com’dan takip etmek mümkün.

Comments are closed.