Bir okurun kitap eki yöneticiliğine toslama hikâyesi

Bir okurun kitap eki yöneticiliğine toslama hikâyesi

Gazeteci, yazar Sibel Oral günümüzde edebiyatın önemli kalelerinden biri olan kitap ekleri ve kitap eki okuru olduğu ilk günden bir kitap ekinin editörlüğünü yaptığı güne kadarki serüvenini değerlendirdi.

Kaç yaşındaydım bilmiyorum, ama kırmızı kurdele siyah önlüğüme iğnelenmiş, güzel yazı defterime yıldızlar konmuş; okulda öğretmenlerin oku dediğini okumaktan sıkılmaya başladığım döneme gireli epey olmuştu. Evet, kitaplar iyiydi. Özellikle çocukluğunu cadde üzerinde bir apartmanın altıncı katında geçiren bir çocuk için kaçınılmazdı. Mutluluğu anlattığı kadar, mutsuzluğun da var olduğu bir dünyanın kapılarını açıyorlardı. O zamanlar babam her gün Cumhuriyet gazetesi alırdı.

Babam işyerine aldığı gazetenin Kitap ve Bilim Teknik eklerini bir süre sonra eve getirmeye başladı. Kitap ve Bilim Teknik eklerinin arşivinden ben sorumluydum. Önceleri teknik ve sıkıcı bir iş olarak gördüğüm – tarih sıralaması, kıvrılan sayfaları düzeltme – bu sorumluluğun, hayatımı değiştireceğini tahayyül edemezdim.

Etle sütle değil; kitaplarla büyümek!SOR görsel 2

Arşivinden sorumlu olduğum Cumhuriyet Kitap, sıkıcı çocukluk ve ilkgençlik odamda bana yeni bir dünya kurdu. Dünyalar içinde bir dünya; kitaplarla, hikâyelerle dolu, insanlarla dolu bir dünya… Her hafta kendime oradan kitaplar seçer, onları alır ya da babama satın aldırır ve çeker giderdim bu dünyadan. Sonra büyüdüm, hem de etle sütle değil, kitaplarla büyüdüm. Ardından başka kitap ekleri geldi. Radikal Kitap mesela, ikinci göz ağrım. Yıllar sonra Radikal Kitap’ta yazacak ve bununla gururlanacaktım.

Derken gazeteci oldum, kitap yazan oldum. Hem okuyor, hem yazıyordum. Yayın dünyası ve gazeteler de büyüdü. Çalıştığım gazetenin genel yayın yönetmeni bana kitap eki yapıp yapamayacağımı sorduktan bir ay sonra, artık Taraf Kitap Yayın Yönetmeni’ydim. Ama hayır; öncelikle o kitap ekinin okuru olmak zorundaydım. Sıkıcı ve gırtlağına kadar soruna batmış bir dünyadan kaçmaya yer arayan, kendine kitap eklerinin sayfalarında yeni dünyalar bulan o kız çocuğuydum aslında.

Ama bir sorun vardı. Okur olmak şahane bir şeydi. Yazar olmak, kitap ekine yazı yazmak da şahane bir şeydi, ama bir kitap eki yapmak, onu yönetmek, kararlar vermek, hiç de şahane değildi. Kurallar vardı. Kitap eki eğer ilan almazsa, kapanırdı. İlan alması için ilan veren yayınevinin kitabını el üstünde tutmak lazım gelirdi. Ticari kaygılar vardı, alan memnun satan memnun olmalıydı. “Size ilan verdik, ama bizim hiçbir kitabımızı tanıtmıyorsunuz,” diyen yayıncılar ne olacaktı? Emrivaki yollanan yazılar yayımlanmayınca ilanını geri çekenler ne olacaktı? Kitabı hakkında olumsuz eleştiriler yayımlandığında küsenler ne olacaktı?

Durun, bu kadar da kötü değildi aslında. Yani böyle olmayanlar da vardı, rolleri değiştirdiğimiz de oldu. “Kitaplarıyla ilgili o kadar yazı yayımlıyoruz, yazarlarını öne çıkarıyoruz, neden bize hiç ilan vermiyorlar?” dediklerim mesela. “Senin kitap ekini çok seviyoruz, ama ilke olarak ana gazetenin politik duruşunun karşısındayız,” diyenler mesela. Herkes kendine göre haklıydı, ama okurun bunların hiçbirinden haberi yoktu. Kimse, okur ne olacak diye sormuyordu. Peki, bu kitap eki neden çıkıyordu? Kitap, okura o ekin sayfalarından göz kırpsın diye değil miydi?

“Ek”, ek gelir demekti belki de…

Duygusallığa, romantik hallere hiç gerek yok. Kitap eki, adı üstünde “ek”, öncelikle ek gelir demekti belki de. Ama ben umudumu hiç kaybetmedim. Okur bilirdi, okur onca sayfanın arasından kendine göz kırpan kitabı görürdü. Yeri geldiğinde, kitap ekini eleştirmeyi de bilirdi.

Kitap eki yapmanın en güzel tarafı yayınevlerinden yüzlerce kitap gelmesidir. O kitaplar ayıklanır, uzaktaki okulların kütüphanelerine ya da cezaevlerine gider. Çünkü kitaba ulaşamayan okurlar vardır. Rahatlıkla ulaşabilenlerin işi ise kendi iradesine, seçiciliğine, deneyip yanılmasına kalmıştır.

Kitap ekleri elbette yayıncılık sektörü için önemli ama edebiyat dünyası için daha önemli. Gazetelerin kültür sanat sayfalarının durumu malum. Edebiyat bir süre daha kendine asla o sayfalarda yer bulamayacak. Tek mecrası edebiyat dergileri ve kitap ekleri. Bunu asla unutmamak ve okur olarak sahip çıkmak gerek…

Bana gelince; şimdi, çocukken arşivini yaptığım hayatıma giren ilk kitap ekinin yazarıyım, istediğimi istediğim gibi yazıyorum. Okur için yazıyorum. Ama bir daha bir kitap ekinin başına gelirsem ne yaparım, işte onu hiç bilmiyorum.

Comments are closed.